SeS SEDA ***Fokur Fokur Kaynamış Kötü Kokular***

 

FOKUR FOKUR KAYNAMIŞ KÖTÜ KOKULAR


      Persopolis filmini izlediniz mi?

    İranlı bir genç kız olan Marjane Satrapi'nin hayat hikayesinin konu edildiği 2007 Fransız yapımı bir çizgi animasyon filmidir. César en iyi uyarlama senaryo ve Cannes Film Festivali Jüri Ödülüne layık görülen filmin yönetmeni de bizzat Marjane Satrapi'dir.

     Filmde; 1979 İran Devrimi zamanlarında bir genç kızın yaşadıkları üzerinden İran halkının değişim dramı anlatılıyor. Halkın bir hevesle koşa koşa bir felakete gidiş hikayesi ancak bu kadar içten ve gerçekçi anlatılabilirdi. Filmin her sahnesi, her repliği oldukça tanıdık. Algı ve iknanın dibe vurduğu anlarda izlerken kalbiniz sıkışır, nefesiniz daralır, adeta "Şimdi ben de aynılarını yaşıyorum eyvah" diyerek avaz avaz bağırasınız gelir.

     Filmin bana göre en dramatik sahnesi; İranlı gençlerin, tenha sokak aralarında sanki biri öbürüne uyuşturucu madde verir gibi arkadan gizlice Michael Jackson, AC/DC ve Pink Floyd kasetleri satma anlarıdır. Bu bir komedi filmi değil, dramdır. Bu karelerse komiklik olsun diye değil, şapkayı önüne koyup düşünülmesi öngörülen ciddi bir sahnedir.

     Türkiye'de neler oluyor?

     Türkiye'de pandemi bahanesiyle kriz fırsata çevrilerek büyük bir değişime doğru koşar adım gidiliyor. "Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir." demişti ya Büyük Önder Atatürk! Hayat damarlarından biri kesilerek, iç kanamaya sebebiyet veriliyor fırsattan istifade. Ruhu beslenmeyen bir milletin, beyni de aç kalır. Bugüne kadar her haksızlığın karşısında en ön safhada duran sahne sanatçıları başta olmak üzre sanatın ve sanatçının genel yaşam haklarına bilinçli bir şekilde darbe yapılmakta ceza kesilmiş misali. 

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasalarının 64. maddesinde "Devlet, sanatı ve sanatçıyı korur." der.

     Karnı tok, sırtı pek, ununu elemiş eleğini asmış sanat camiasının birçok ismi müzik aletlerini kırıyor, telini kesiyor, hatta açık artırmayla satışa çıkarıyor da buna karşılık birileri zordaki sanatçıların faturaları ödensin diye yapılan bu son eylem karşısında "sazı kalsın, ben kırk bin lira hibe ederim." diyerek kaş yapayım derken göz çıkarıyor görgüsüzce. Sanatçıyı hor görüyor, parasıyla dövüyor aklınca. Herkes şov peşinde, krizi fırsata çeviriyor. 

     Şov kısa süreli bir eğlencelik olup, genellikle reklam ve para içerir. Sanat ise toplumun geleceğidir. Aşırı süreklilik gerektirir. Kısa vadeli  ne varsa, bereketi de günlüktür. Zeki insanlar, hayatı uçlarda yaşar, risk alır. Sanatçılar böyledir. Orta karar zihniyete sahip hiç kimse bir yazar, besteci, şair, ressam, heykeltraş, oyuncu olamaz. Olsa da yavan olur, aynen katıksız bayat ekmek gibi boğazına boğazına durur insanın. 

   Sanat, aydınlanmadır. Sanat geleceğin aynasıdır. Sanatçı, toplumun bir iki adım önünde yaşar. Hep gelecektedir. İşte bu yüzden sanatçı ve sanatının değeri hep öldükten nice sonra bilinir. Ancak; sanatçısını ve sanatını koruyan toplumlar zamanında aydınlanır. Sanatçısını açlığa terk eden bir toplumun kıskanıldığını düşünmek bir yana dursun, gülünç olduğundan bihaber oluşu cehaletin bir adım ötesi, ahmaklık değil midir?

  Herkes empati zengini, herkes duyarlı da bu sessizlik, kabulleniş neden? Düşünüyorum da floranı çok mu fazla kaçırdık! Burnuma  FOKUR FOKUR KAYNAMIŞ KÖTÜ KOKULAR geliyor. Ne dersiniz? Komşuda pişen bize de mi düşecek?
Sevgiyle...

Seda ATALAY 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SeS SEDA *** Ana Sayfası***